Boygar: En büyük aşkım müzik!

13 Haziran 2017 16:55
Boygar: En büyük aşkım müzik!

İstanbul gece hayatına güçlü sesi ve yorumuyla renk katan Boygar 'Şehrin En İyileri'ne samimi açıklamalarda bulundu.

Hayatında hiç opera seyretmemiş hatta dinlememiş olmasına rağmen kendini bir anda Hacettepe Konservatuarı Şan Bölümünde bulan Boygar, her pazartesi ve perşembe gecesi Cihangir’deki Hazine sahnesinde çıkıyor. Hafta içi 00:30’da sahne almasına rağmen mekan hınca hınç doluyor. Boygar’la 15 yaşında çıktığı müzik serüvenini ve canlı performanstaki başarısını konuştuk.

‘Boygar’ın anlamı nedir? Nerelisiniz?  

İzmir doğumluyum ama hayatım Ankara, İzmir, İstanbul üçgeninde geçti. Anne tarafım Mısır’dan göç etmiş; baba tarafımsa Kuzey Kafkasya’dan. Yani ‘Boygar’ bir Çerkez ismi ve boyların başı, beylerbeyi anlamına geliyor.

Konservatuara giriş hikayenizden bahseder misiniz?

“Küçüklükten beri en büyük aşkım müzikti” falan diyemeyeceğim. Mahallede kavga eden, hiperaktif, dikkat dağınıklığı olan yaramaz bir çocuktum ve ailem oyalanabileceğim bir hobi arıyordu. Hayatımda hiç piyanoya dokunmamış biri olarak “Piyano çalmak istiyorum” dedim. Sonrasında hocalarım beni yetenekli buldular ve güzel sanatlara hazırlamaya karar verdiler. Konservatuarda girebileceğim bölümler orkestra şefliği ve bestecilik, müzikoloji, tiyatro veya şandı. Bu kez de hayatında hiç opera dinlememiş biri olarak şan bölümünü seçtim.

 

Kaç enstrüman çalıyorsunuz?

Piyano bizde zorunlu enstrümandı ama müzikle ilgilenen herkesin en azından kendine eşlik edebilecek düzeyde çalması gerektiğini düşünüyorum. Bir de insanın kendini geliştirme dürtüsü içinden gelmeli; bu sadece okuyup araştırmakla olacak bir iş de değil. Örneğin ben kompozisyon bölümünden çıkmazdım; sahne adabını öğrenmek için izinli olarak dramaturji derslerine katılıyordum. Sonra sazları merak ettim ve gitardan kornoya, vurmalı sazlardan kontrbasa kadar pek çok enstrümanı da çaldım.  Tanımak ve vakıf olmak önemli çünkü beste yaparken hangi tondan yazılacağını bilmek lazım.  

 

İstanbul serüveniniz nasıl başladı?

İzmir’de müzik yapmak çok keyifliydi ama açıkçasını söylemek gerekirse hiç para kazanamadım.  2008’de ani bir kararla İstanbul’a geldiğim ilk zamanlarda da durum pek farklı değildi. Burada da çok zorlu aşamalardan geçtim. Aslında insanlar düzgün, kaliteli bir iş bulduklarında bunu tanıyorlar ve sonunda mutlaka diğerlerinden ‘ayıklanıyorsun’ bir anlamda. Ama bunun ne zaman geleceği de belli olmuyor tabii.

Konservatuar mezunusunuz ve sadece şan bölümü değil, piyano ve kompozisyon üzerine de kendinizi geliştirmişsiniz. Peki hiç akademisyenlik veya yurtdışına gitmek gibi bir şey düşünmediniz mi?

Akademisyenlik bana göre değil çünkü öğretmek de ciddi kabiliyet gerektiren bir iş. O da bende yok. Yurtdışıyla alakalı olarak da hep klasik Türk halkının kafasındaki soru işaretlerini yaşadım ben de. Yani “Orada yapabilir miyim? Yaşayabilir miyim?” gibi. Bu işin aslında o kadar da zor olmadığını sonradan keşfettim ama o zaman da benim için iş işten geçmişti artık. Şimdi genç sanatçılarla karşılaştığımda hep bunu söylüyorum. Nitelikli işler yapıyorsanız yurtdışında sivrilmek ve takdir görmek Türkiye’ye nazaran daha kolay. 

 

Opera eğitiminin ardından caza yönelince yorumculuğunuz açısından neler değişti?  

İnsanın önce neyle mutlu olduğunu bulması lazım. Başlarda Bryan Adams ve Bon Jovi hayranıyken, müziğe vakıf oldukça iyi bir caz dinleyicisi oldum ve bunu icra etmek istediğime kanaat getirdim. Opera ne kadar katı kurallara bağlıysa caz ve blues o kadar özgür. Söylerken ruh halinizi yansıtabileceğiniz, farklı yorumlar deneyebileceğiniz bir alan. Bu da ister istemez yoruma ve sahneye yansıyor.

Sahnedeki kaçıncı yılınız?

Sahneye adım attığımdan bu yana 20 yıl geçti.

Son zamanlarda neredeyse mide ameliyatı olmayan kalmadı camiada. Siz nasıl karar verdiniz? Kaç kilo verdiniz?

Bana sorarsanız bu bir ‘ikinci şans ameliyatı’. Çünkü midenizin yüzde 70’ini alıp küçültüyorlar evet ama sonrasında yine eski boyutuna geliyor. Mesela ben şimdi o evredeyim. 220 kiloydum ve bunun sebebi tamamen yediğim yemektendi. İki buçuk yıl önce tüp mide ameliyatı oldum, spor yaparak ve beslenmeme dikkat ederek de toplam 105 kilo verdim.

Hiç albüm yapmayı düşünmediniz mi?

Düşündüm tabii ama her meyvenin bir olgunlaşma zamanı var ve o zaman, bence doğru zaman. Çok yakında tamamlanacak bir ‘single’ var.

Boygar Sahnesi’ni farklı kılan nedir sizce?

Öncelikle beni izlemeye gelenlere müşteri değil, misafir diye bakıyorum. Burada çalışan personelden müzisyen arkadaşlarıma, mutfaktan bara kadar hepimiz son derece mutlu ve uyumlu şekilde çalışıyoruz

Kimle aynı sahneyi paylaşmaktan istersiniz veya bestelerinizi kimler seslendirse hoşunuza gider?

Murat Dalkılıç ve Berkay’ı hem çok seviyorum hem de beğeniyorum. Sıla’nın çok kıymetli bir müzisyen ve şarkıcı olduğunu düşünüyorum ve bence kapasitesi çok daha yüksek. Ya da beste dendiğinde Sezen Aksu bambaşka bir dünya tabii...

Boygar Kutu (kısa kısa)

En sevdiği yemek: Bir çeşit Çerkez böreği olan bol kıymalı, sarımsaklı ve kimyonlu ‘fıççın’.

İstanbul’da en sevdiği yer: Moda parkındaki küçük çay bahçesi.

Tercih ettiği yürüyüş parkuru: Bebek – Baltalimanı sahili.

En sevdiği balıkçı: Yeniköy’deki Arnavutköy Balıkçısı.

Favori kahvaltı mekanı: Rımelihisarı Nezih

Seyahat için tercihi: Türkiye’de Datça ve Göcek, yurtdışında ise Barcelona ve Mykonos.

İlgilendiği spor dalları: Muay Thai ve Wing Chun

Etiketler: Şehrin En İyileri, 2K Media, Best Mekan, Ödül, Boygar

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle